Cumartesi, Ekim 27, 2007

semantic web, mikroformat vs...

1 kasim'da bilgi universitesinde bir seminer vereceğiz bekir ile, ne anlatsak ne anlatsak derken sonunda semantic web'e karar kıldık. aslında bizim niyetimiz mikroformatlar bahanesiyle biraz javascriptin nelere kadir olduğundan ve semantic web'ten bahsetmekti, ama can burak'la da konuştuktan sonra daha önce şirkette semantic web üzerine bir sunum yapmış olan ahmet'i de aramıza alıp seminer konusunu "web-3.0" olarak belirlemeye karar verdik.

webe sürüm biçme çabası biraz enteresan aslında, özellikle "web-2.0" için baya bir tanım bulmak mümkün internet üzerinde. bu tanımlardan biri de yaşanan blog çılgınlığı ve herkesin bir anda 90'larda dalga geçtiğimiz internet mahir karakterine dönüşme yarışına girişmesi.

şu an internet üzerinden ulaşılabilen verinin boyutları inanılmaz rakamlara oluştu, hal böyle olunca da veri madenciliğinin yükselen bir değer olması kaçınılmaz. www'in babası Tim Berners Lee'nin hayalinin gerçek olmasına çok uzun bir zaman kalmamış gibi görünüyor:

Web için bir hayalim var, öyle ki bilgisayarlar web üzerindeki bütün veriyi, içerikler, linkler ve insanlarla bilgisayarlar arasındaki bütün işlemler gibi, analiz etmeye muktedir olacaklar. Henüz ortaya çıkmamış olsa da, Semantic Web ortaya çıktığı zaman ticaretin günlük mekanizmaları, bürokrasi ve günlük yaşamlarımız birbiri ile konuşan makinalar tarafından yürütülecek. İnsanlığın asırlardır konuşup durduğu "akıllı ajanlar" nihayet gerçekleşecek.

yakın zamanda internet sitelerindeki veriler hem insanlar hem de makineler tarafından anlaşılabilir hale gelecek, birbirinle konuşabilen internet sayfalarından söz ediyoruz. eposta hesabınız google'da dururken kişi listeniz facebook'ta durabilecek, ve bunun için facebook ile google arasında milyon dolarlık anlaşmalar olması gerekmeyecek sadece herkesin belli standartlara uyması yeterli olacak.

senaryo çok bilim kurgu olunca hemen bir sürüm numarası vermek şart oluyor, zayıf bir yapay zekası olan bu ağı web-3.0 olarak tanımlıyor pek çok insan.

semantic web denilince akla ilk gelen anahtar sözcükler rdf (resource definition framework) ve owl (web ontology language). 

bir de tantek çelik'in mikroformat mücadelesi var tabi. tantek çelik, bekir'in deyimiyle "arkadaşım bu kadar kasmaya gerek yok, yeni diller filan yaratmaya, xhtml ve css gayet yeterli pek çok şey için".  s5 için de aynı yaklaşımı görmek mümkün (gerçi s5'te orjinal fikir opera'ya ait)

gerçekten css sınıflarını tag gibi kullanıp xpath sorgularıyla ilerleyerek gayet hoş ve basit bir çözüm üretmiş oluyoruz semantic web adına. şu an kişi listesi barındıran uygulamanızda mikroformatlara uydugunuz takdirde, kişi bilgilerini vcardlara dönüştürmek, elde ettiğiniz vcardları da herhangi bir takvim programına veya herhangi bir cihaza (cep telefonu, pda veya dizüstünüze) aktarmak çok kolay.

semantic girişimlerin takdir ettiğim bir diğer yönü de programcıyı koda girişmeden veri modellemek zorunda bırakması (normalde olması gerektiği gibi). bu durum, zamanla, tecrübesiz insanların bile gayet profesyonel işler çıkarmasının önünü açacaktır diye düşünüyorum.

özetle herşey çok güzel olacak. bilgideki konuşmamıza herkesleri bekleriz.

Pazar, Ekim 21, 2007

SCTP geliyor!

bu hafta gerek BSD konferansında gerekse barcamp istanbul'da pek çok faydalı seminere katılma imkanı buldum, kendi adıma en büyük kazınımım ise SCTP'den (yani "Stream Control Transmission Protocol" ) haberdar olmuş olmam, murat balaban'ın başarılı sunumu sayesinde.

TCP'nin yerini alacak gibi görünen SCTP birçok sıkıntıya çözüm getiriyor, benim etkilendiğim bir kaç tanesi:
  • bir "stream"den birden fazla verinin aktarılması (bir "web" sayfasında her resim için ayrı "stream" açılmasına gerek olmayacak, tüm resimler aynı "stream" üzerinden aktarılabilecek)
  • kullanıcıyı streami koparmadan başka bir sunucuya aktarmak mümkün olacak.
  • gerçek zamanlı geri beslemeli iletişime imkan tanıyacak (udp ve tcp özelliklerinin birleşimi, hem paket kaybından haberdar olma hem de paket kaybını önemsemeden devam edebilme şansı olacak, sesli ve görüntülü iletişim için oldukça gerekli.)
ajax uygulamalarındaki dertlerden biri aynı anda başlatılan birden fazla ajax isteğinden biri tıkanırsa tarayıcılardaki "aynı anda sadece iki istek" sınırlaması nedeniyle problem olmayan diğer isteklerin önünün tıkanmasıdır. bu durum özellikle "entegrasyon" projelerinde sıkıntı yaratır, bağlandığınız webservislerinden birinin aşağıya inmesi kullanıcıda hizmetin genelinde problem varmış hissi yaratabilir. tabi iyi bir tasarımla ve bir kaç takla ile bu tarz sıkıntıları aşmak mümkün.

büyük yüklere maruz kalan uygulamalarda "stream"i koparmadan kullanıcıyı başka bir sunucuya aktarabilmek gerçekten önemli bir özellik, bu sunucu problemlerinin kullanıcıya hiç yansımamasını sağlayacaktır yakın bir gelecekte ki şu anda da epey ihtiyacını hissettiğimiz bir özellik.

şu an için daha çok voip uygulamaları ile uğraşan insanların dikkatini çekmiş gibi görünüyor SCTP. artık ağ sıkıntılarında sesin ve görüntünün gecikmesi gibi kavramlar ortadan kalkacağa benziyor bu yeni protokol sayesinde. uygulamalar hem meydana gelen paket kayıplarından haberdar olacabilecek hem de gerçek zamanlı iletişime devam edebilecekler. yani tele konferanslarda cızırtı da olsa aynı anı paylaşmaya devam edebilecek taraflar. çok geniş katılımlı video destekli sohbet odaları da peydah olacaktır yakın zamanda diye düşünüyorum.

şu an için kame projesinin çatısı altında ilerliyor freebsd'deki SCTP çalışmaları, "snapshot"lar SCTP desteğini içeriyor.

neyse duyunca gerçekten heyecanlandım, paylaşmak istedim, belki başkalarının da duymasına vesile olurum.

Çarşamba, Ekim 17, 2007

ssh agent - macosx tiger - emacs tramp

hayatı ssh üzerinde geçip de linux'tan mac'e geçen insanlarda ortak bir semptom farkettim geçenlerde: "ssh agentin abuk davranışlarını algılamaya çalışma ve kulağı tersten tutan çözümler üretme mucadelesine girişme".

şahsen ssh-agenti "her defasında şifre girmek zorunda kalmayım" ya da "bash_completion'ın nimetlerinden faydalanayım" gibi sebeplerle kullanmaktayım. mac'teki problem de ssh-agent'in her defasında şifre sorması idi, şöyle bir kulağını tersten tutan çözümle ilerlemiştim vakti zamanında:

[] keychain yükledim önce, (darwinports ve fink depolarında mevcut)
[] sonra bash_profile'a şu satırları ekledim.

/sw/bin/keychain ~/.ssh/id_dsa
source /Users/ekesken/.keychain/hede.local-sh > /dev/null

yukarıdaki hedeyi bilgisayarınızın ismi ile değiştirmek gerek.

[] /Users/ekesken/.keychain/hede.local-sh betiğinin içeriği de şöyle idi:
SSH_AUTH_SOCK=/tmp/ssh-4JiIxDIab7/agent.235; export SSH_AUTH_SOCK;
SSH_AGENT_PID=237; export SSH_AGENT_PID;

yukarıda yaptığım ssh-agentin açtığı socket dosyasını ve pidini sabitleyerek sisteme duyurusunu yapmak. bu şekilde bilgisayarınız açıldıktan sonra ilk terminal açılışında bir defaya mahsus şifre soruluyor sonra da rahat ediyorsunuz.

bir de emacs'ten tramp ile uzakta çalışmanın hastası bir insan olarak yeri gelmişken belirteyim, carbon emacs'te ssh-agenti kullanabilmeniz için emacs'i çift tık ile çalıştırmak yerine ssh agent icin şifrenizi girdikten sonra terminalden aşağıdaki komut ile (sizin için farklı olma ihtimali var tabi) çalıştırmanız yeterli.
/Applications/Emacs.app/Contents/MacOS/Emacs

Pazartesi, Ekim 08, 2007

seminer vaaar, seminer var!

bu hafta içinde güvenlikle ilgili bir seminere katıldık parkyeri insanları olarak, açıkçası şu tadta birşeylerin arayışındaydık:


malasef aradığımızı bulamadık, daha çok tbd etkinlikleri tadında geçen, firmaların gövde gösterisini büyük bir sabırla izlemek durumunda kaldığımız bir etkinlik oldu. günün sonunda hiçbir kazanımım olmadı, yeni bir anahtar kelime bile çıkmadı özetle.

bu haftasonu da genç girişimciler kulubünün düzenlediği emre sokullu'nun konuşmacı olarak katıldığı bir söyleşi vardı, bu sefer keyif alabildiğimiz. benim gördüğüm ve bekir'in geçmiş tecrübelerinden anladığım genç girişimciler kulubü güzel bir ortam kurmuş ve faydalı etkinlikler düzenliyor, bilişim ile ilgili olan etkinliklerini takip etmek gerek.

söyleşi sırasında türkiye'de bir barcamp düzenleyelim heyecanı doğdu, umarım devamı gelir, bu arada youtube'de barcamp videolarını dolaşırken "tantek çelik"'e denk geldim:


ve kendisini daha önce duymamış olduğuma inanamadım, kendisi sun, oracle, apple ve microsoft'ta çalışmış, internet explorer'i mac'e port eden insanlardan, w3c'de soz sahibi, technocrati'yi kurmuş bir idol imiş.

emre sokullu'nun söyleşi sırasında dile getirdiği önemli bir gerçek var, o da ülkemizde basının bu tip insanlara sahip çıkmaması, idol haline getirmemesi.

yine söyleşi sayesinde "kenan technologies"'in varlığından haberim olmuş oldu. şirketini 1 milyar dolara satan, MIT'e 100 milyon dolar bahış yapan bir türk varmış, öğrenmiş olduk.

google'da, sun'da, apple'da çalışan o kadar türk olduğu söyleniyor, bir tanesini tanımamak üzücü gerçekten.

umarim barcamp gibi etkinlikler bizim memleketimizde de olur birgün, belki bu vesileyle bu insanları tanıma, dünyada neler oluyor bitiyor birinci ağızdan öğrenme fırsatımız olur.