Pazartesi, Kasım 05, 2007

haftasonu ggk seminerleri

bu haftasonu ggk'nın düzenlediği iki seminer vardı:

* Kablosuz Haberleşme Ağları (Dr. Melik Şah Ertuğrul)
* Kalite mi teknikten, teknik mi kaliteden? (Özay Civelek)

ilkine bekir ve alper ile beraber gittik. kablosuz ağlar konusunda
genel bir fikir edinmek için oldukça faydalı bir seminerdi. kendi
adıma en büyük kazanımım ise ubicom diye bir şirketin varlığından
haberdar olmuş olmamdı. bu tip firmaları duymak çok kolay değil
(muhtemelen genelde devletle iş yaptıklarından), ünleri kulaktan
kulağa yayılıyor. öğrenciliğim sona erdiğinde tam zamanlı işlere
bakınırken algım daha çok haberleşme ve gömülü programlama ile ilgili
işlere açıktı. o zamanlar ubicom'un varlığından haberdar olsaymışım
ilaç gibi gelirmiş. gerçi parkyeri'ne girdiğim için de gayet memnunum.

ikinci seminere bekir ile beraber gittik. özay bey'in yaptığı sunum,
sonrasındaki tartışmanın açılış konuşması tadında geçti. seminerin isminden
olsa gerek katılımcı sayısı azdı ancak gelenler de hep sektörde
tecrübe sahibi olan insanlar olduğundan, gerek aralardaki sohbetler
gerekse tartışma sırasındaki paylaşımlar insanı geldiğine pişman
etmedi.

sektörün ne kadar farklı alanlarında çalışıyor olursak olalım
problemlerin aynı olduğunu gördüm. proje yönetimi hepimizin kanayan
yarası.

sunum sonrası tartışma'da "türkiye'de nasıl yazılım tutar" sorusuna
cevap aradık. göçebe toplum olduğumuzdan, uzun vadeli düşünenin
olmadığından, düşünmeye niyetin varsa da uzun vade plan yapılabilecek
bir ortam olmadığından dem vuruldu. ben emre sokullu'nun tespitini
gündeme getirerek, henüz türkiye'de basın-girişimci-yatırımcı
üçgeninin oluşmamasının önemli bir engel olduğunu savundum. google,
youtube, facebook'un hükümet politikası doğrultusunda çıkarılan başarı
hikayeleri olduğunu, bizde basında bir mynet'in bir ekşisözlük'ün
değerinin konuşulmadığını dile getirdim.

kişisel olarak o kadar da umutsuz bakmıyorum aslında, çünkü gördüğüm
kadarıyla düğmeye çoktan basıldı türkiye'de de. fikir patlatma odaklı
şirketler kurulmaya başlandı, kurulmuş şirketler odağını fikir
patlatmaya çevirmeye başladılar. yerli melek yatırımcılar yavaş yavaş
ortaya çıkıyor. televizyonda teknoloji kanalları çoğalıyor. yani
basın-girişimci-yatırımcı üçgeninin oluşmasına o kadar da uzun zaman
yok sanki. yakın zamanda meyvelerini toplamaya başlarız.

arada programlamaya yeni başlayacak olan bir arkadaş "hangi dili
kullanıyorsunuz? hangi dille başlasam?" gibi sorular soruyordu. RFC ve
W3C okumasını önerdim kendisine. pek önemsemedi, ben de "dilden ziyade
standartlara ve protokollere odaklanmak lazım" diye tavsiyeme devam
ettim. ama yine de çok etkili olabildiğimi sanmıyorum. bekir "birşey
yazmamış adama standart-protokol vs. okutamazsın" diye bir görüşte
bulundu. çok katılmıyorum bekir'e aslında, üniversitelerde hocalar
"C'de şunu yap" diye ödevler vermek yerine, "şu" kısmını varolan
RFC'lere bırakıp, C diye belirtmeseler ve ödevi şu şekilde verseler
"şu RFC'nin şurasının istediğin dili kullanarak uygulamasını yaz",
belki insanların düşünce yapısını değiştirmek mümkün olur. ben kendim
de önce dil öğrenen bir insan olarak, önce standartları ve
protokolleri okusaydım gelişimim daha hızlı olurdu diye düşünüyorum.

kendi adıma bir diğer kazanım da bir başka web2.0 girişimi olan
bisorusor.com'dan haberdar olmuş olmamdı. bisorusor'u forumlardan,
usenetten ve  "yahoo answers"'tan farklı kılan detaylı istatistikler

çıkarmaya odaklı olması ve kendi sitenizde yayınlayabileceğiniz
eklentiler sunması. başka bir yerden bire bir kopya olmayan bir web2.0
girişimi olduğu için heyecanlandım, hayırlısı diyorum.

2 yorum:

  1. Ozay bey, konusmasi sirasinda Flow a deginmisti. Burada kacirmamak geeken bir nokta var bence, su anda bir cok firmada insanlarin flow'a girebilecegi bir calisma ortami yok, insanlar isimize konsantre olamiyorus diyerek gecip gidiyorlar genelde, ama Mihaly Csikszentmihalyi amca bu durumu teshis etmis ve ortaya koymus.

    Ozay Bey sunumda insanlarin bir seyleri dusunmeden yapabildiklerinden bahsetmisti, farkinda olmadan yatiklarindan. Seminer boyunca bizi bu nedenini bilmedigimiz seyleri sorgulamaya itmeye calisti (her seye "peki neden oyle?" gibi sorular ile yaklasiyordu, ki gayet faydali bir yaklasim), asil basarinin farkinda olarak yapmak degil de bilincli olarak yapabilmek olduguna degindi.

    az once erhan ile flow hakkinda konusurken "konsantrasyon iste" deyip gecti. Farkinda olmaktan ve icgudusel olarak bilmekten bahsederken uzerine bole bir sey gelmesi ilginc geldi bana. erhan flow'dan kismen haberdar, ama adini kendince "konsantrasyon" diye koymus. bu konuda bilinclenmeye de kapali gibi geldi bana.

    seminerden daha neler ogrenebilirdik de ogrenemedik acaba.

    YanıtlaSil
  2. seni doverim!

    (bu arada flow icin turkce "ilham"'i uygun goren insanlar da var sanirsam)

    YanıtlaSil