Pazar, Aralık 09, 2007

jmeter'a hızlı başlangıç

java, php, perl, python, ruby, lisp ve javascript için birim test örnekleri

konsoldan ve emacs'ten basit gdb ve perldb kullanımı

parkyeri'nde çalışmak

neredeyse 2 yılımı geçirdiğim parkyeri'nden askerlik nedeniyle ayrılmak durumunda kaldım. türkiye'de başka herhangi bir şirkette bu kadar kısa bir sürede bu kadar fazla deneyim edinebileceğimi sanmıyorum. bunda parkyeri'nde toplanmış insanların ve çalışana istediğini yapma özgürlüğünün tanınmasının payı büyük.

parkyeri'nde; kişisel gelişiminizi, alanınız hakkında sizin kadar fikir sahibi olması mümkün olmayan insan kaynakları elemanlarının eline bırakmıyorsunuz. bir eğitime, ya da bir seminere katılmak istediğinizi belirtiyorsunuz, sizinle birlikte gelmek isteyenlerle birlikte gidebiliyorsunuz. insan kaynakları da sizin için işin organizasyon kısmını hallediyor. çalışma saatleri ve ücretsiz izinler konusundaki rahatlık işiniz dışındaki gelişmeleri de rahatça takip edebileceğiniz bir ortam sunuyor. tabi herşeyden önemlisi birlikte çalıştığınız insanlar ve bilgi paylaşımı üzerine kurulu bir düzen. insanlar çok hızlı bir şekilde aynı seviyeye geliyorlar. özetle yeni mezun iseniz ve türkiye'de iş arıyorsanız, parkyeri en iyi seçimlerden biri olur.

ancak herkes için hayat o kadar toz parlak değil. parkyeri'nde yetki yok, sorumluluklar var. ve içerideki düzen sorumlulukların paylaşımı üzerine kurulu. insanlara iş seçme özgürlüğünün verildiği bir ortamda, bazen kendi sorumluluğunuzdaki işin ilerlemesi için insan bulamayabiliyorsunuz. etrafta bağıran çağıran bir müdürün olmadığı bir ortamda kişisel disiplinler ön plana çıkıyor. insanların verdikleri sözü tutmama gibi öz disiplin eksiklikleri göstermeleri, zaman zaman canınızı fena halde sıkabiliyor. klasik yönetimsel yaklaşımlarla ilerlemek çok mümkün değil. herkesin herşeyden haberdar olmasına güvenen, yönetimde şeffaflığı hedefleyen bir sisteme en çok zararı yayılan asparagazlar ve asılsız dedikodular veriyor. herkesin herkese istediğini söyleme hakkının tanındığı bir ortamda düşünülmeden yapılan konuşmalar insanların canını sıkmaya ve motivasyon kayıplarının oluşmasına yetiyor. Diğer yandan düzen bu dedikodular üzerinde ayakta duruyor. Sürekli ortama birşeylere geç kalındığına, yeterli çalışılmadığına, müşterinin memnun olmadığına, böyle giderse batacağımıza dair bir stres pompalanıyor, ve pompanın başında da kimse yok, kendiliğinden oluşan stres dolu bir ortam. Örneğin Deloitte tarafından Türkiye'de en hızlı büyüyen şirket olduğumuz sırada bile şirket içinde "ne zaman batacağız acaba" sohbetleri dönüyordu. uygulama geliştirme bölümü sorumluluğum sırasında şirketimize teşekkür için gelen müşterilerle yapılan bir toplantıda duyduklarıma inanamamıştım. o an anladım ki çalışanlar olarak çıtamızı çok yukarılara koyuyoruz, halbuki çalıştığımız sektörde o kadar kötü örnekler var ki, müşterilerin koyduğu çıta bizim kendimizin koyduğunun çok çok aşağısında kalıyor.

parkyeri'nde iki ana fikir akımı sürekli bir çatışma halindedir: "çalışana daha çok özgürlük diyenler" ve "disiplin olmadan ilerlenemeceğini düşünenler". aslında bunlar tarih boyunca değişik çatılar altında defalarca tartışılmış, insanlık tarihi kadar eski konular. insan özgürlük mü ister? yoksa liderlik mi? kişisel düşüncem, işin insanda bittiği, doğru insanlarla her iki düzende de başarı elde etmek mümkün ki tarih her iki düzenin de başarı hikayeleriyle dolu.

kendi adıma ben genelde özgürlükçüler tarafında yer aldım. ülkemizdeki liberal ekonomi ve batılılaşma politikaları nedeniyle, özellikle bilgisayar sektöründe, disiplin ve hiyerarşiler üzerine iş modelleri geliştirme mücadelelerini akıntıya karşı yüzmek olarak görüyorum. özgür iradenin herşeyin önüne geçtiği bir çağı yaşıyoruz, bu gerçeği gören ve bundan faydalanan sistemlerle ilerlemek şu an için daha kolay.

parkyeri kurumsal müşterilere iş yapan ve daha çok butik işler yapan bir şirket. bu da içerideki yapıyı olumsuz bir şekilde etkiliyor malesef. içerideki rahat ortamı geren ve kavga dövüşün koptuğu kısım da hep müşteri kısmı oluyor. benim gözlemlediğim, müşteriye yaklaştıkça disiplinciler tarafına, müşteriden uzaklaştıkça da özgürlükçüler tarafına kayıyorsunuz. parkyeri'nin benim arzu ettiğm yolda devam edebilmesi için son kullanıcıya hitap eden ürünlere kayması şart. kurumsal müşterilere de ürün değil, hizmet ve danışmanlık satar hale gelmek lazım. çünkü ne yazık ki memleketimizde kurumsal müşterinin tek odağı maliyet ve zaman, kalitenin çok bir önemi yok. parkyeri çalışanları genelde kalite odaklı insanlar ve kalitesiz iş yaptıklarında mutsuz olan insanlar. son kullanıcıya gittiğinizde de kaliteden çok ödün vermeniz mümkün değil, yoğun rekabet ve yüksek müşteri beklentisi nedeniyle. açıkcası nasıl yaşar böyle bir firma, hiç bir fikrim yok, olsaydı zaten kendi işimi kurmuştum şimdiye kadar.

parkyeri'nde tırmanılması gereken kariyer basamakları da yok. parkyeri'ne geldikten bir ay sonra kendinizi proje yönetirken bulabilirsiniz. olay sizin yetkinliklerinizde ve isteklerinizde bitiyor. hiyerarşi olmadığı için hiyerarşiye dayalı bir maaş dağılımı da yok. girerken ne anlaşıyorsunuz odur. 4 ayda bir zam değerlendirmesi yapılır. aylık bir başarım değerlendirme sistemi maaşının yüzde kaçını alacağını belirler. sınırları belirleyen kesin bir kural olmamasına karşın genelde %75-150 arası bir maaş alırsınız. (tarihte %300 maaş alan insanlar da mevcuttur.) başarım değerlendirmenizi bölüm sorumlunuz yapar. çalışanın sosyal ve yasal hakları konusunda son derece duyarlı bir politika mevcuttur.

sorumluluklar bayrak yarışı gibi ilerler, yorulduğunuz zaman sorumluluklarınızı başkanıza devredebilirsiniz ve bu sorumluluk değişimleri çok doğal olarak karşılanır (bazen insanların küfretmesine de yol açmıyor değil tabi ama sizi sorumluluğunuza devam etmeye zorlayan herhangi bir otorite yok, sadece toplumsal yaptırıma maruz kalabiliyorsunuz). bu ortam, projenin gidişatından genelin haberdar olduğu bir ortam yaratıyor, klasik yönetimlerdeki tek kişiye bağımlılık, adam değiştirememe gibi dertlerin önünü kesiyor.

son 2 yıl içinde parkyeri'nde kod yazdım, testler ve destek sürecinde görev aldım, "proje" ve "uygulama geliştirme bölümü" sorumluklarım oldu. okuldan mezun olur olmaz ilk tam zamanlı işimde ve ilk 2 yılımda bana bunca tecrübeyi edinmemi sağlayacak bir ortam yarattıkları için parkyeri'nin kurucuları Giray Pultar ve Murat Avcı'ya; parkyerini ayakta tutan, büyük başarılara imza atmasında emeği geçen tüm parkyerlilere ne kadar teşekkür etsem azdır.