Pazar, Nisan 19, 2009

anarşik bir iş ortamında iş yapabilmek

zeitin'de demokrasinin de ötesinde anarşik bir düzen daha doğrusu düzensizlik hüküm sürüyor şu sıralar, anarşinin son bulduğu tek nokta ise öncelik listemiz, parkyeri'ndeyken bölüm sorumluları ve şirket ortakların bir araya geldiği eşgüdüm toplantılarında her bölüm için o haftanın öncelikli işlerini çıkarmaya çalışırdık. zeitin'de sayımız az olduğundan, herkesin katıldığı haftalık şirket toplantıları yapmaya başlamış ve eşgüdüm işini de bu toplantılarda halletmeye çalışmıştık, ancak anerşik yapımız bu toplantıların devamlılığını getirmemize engel oldu, ve muhtemelen küçük bir şirket için en uygun olan yönteme kendiliğinden bir yönelim yaşadık, işlerin önceliklendirilmesi işini bir kişi kendi başına yapar duruma geldi, şu anda da bu işi giray abi üstlenmiş durumda.

bu hafta, önceliklerimizin dışında bir işle uğraşınca alper'den tepki aldım. anarşinin getirdiği yan etkilerden biri de bu, kimden ne zaman nasıl bir tepki alacağınızı tahmin etmek çok kolay değil. sonradan öğrendim ki alper de aynı işe talipmiş ve giray abilerle konuştuğunda işin önceliği engeline takılmış.

hiyerarşik bir düzende veya kuralların belli olduğu bir yerde herhangi bir hareketinizin sonuçlarını tahmin etmek biraz daha kolaydır, en azından mutlu etmeniz gereken insanlar bellidir. anarşik bir toplumda ise herkesin mutlu olmasını sağlamanız gerekiyor, bu da fazla ideal bir durum, pratikte çok mümkün gözükmüyor. dolayısıyla ortamda şikayetler eksik olmuyor, her an illa biri birilerinden veya bir durumdan şikayetçi, ve şikayetleri yönetmediğimizden, ilginiz olsa da olmasa da, ister istemez her şikayetten etkileniyorsanız. "ilginiz olsa da olmasa da" sözü aslında zeitin için çok yanlış, çünkü zeitin çalışanı iseniz her işle doğal olarak ilgili olduğunuzu kabul etmişsiniz demektir.

bugün zeitin'de sahip olduğumuz özgürlüklerin dünya üzerinde hiç bir şirket çalışanına sunulduğunu sanmıyorum, buna google da dahil. insanlar parkyeri'nin ve zeitin'in google'dan esinlendiğini düşünüyor, eğer benzetileceksek google'dan çok "SUN"'a benzetilmemiz bence daha doğru, benim uzaktan algıladığım "SUN" çok daha okul gibi tasarlanmış ve çalışan insiyatifinin ön planda tutulduğu bir şirket. google ise daha çok "mış gibi" yapan bir şirket. "don't do evil" diyip, android telefonlarda google hesabını zorunlu kılan, dağıtım gücünü tekel oluşturmak için kullanan bir şirket. "çalışanlarımıza zamanlarının %20'sinde istedikleri işi yapma özürlüğü tanıyoruz" diye reklam yapan, ama bu %20'de yapacağınız işi müdürünüze onaylatmanız gerektiği detayını pek paylaşmayan, içeride müdür gibi kavramların hüküm sürdüğü bir şirket. chrome ve chromium diye biri açık biri kapalı kaynaklı iki ayrı proje açıp tek taraflı faydaya dayalı bir camia gücü oluşturma peşine düşmüş bir şirket. bu gibi hareketler google'in samimiyetinden şüphe ettiriyor insanı.

zeitin olarak debian tercih etmemizin sebebi de bu, gerçekten özgürlüğü varoluş sebebi olarak koruyabilmiş tek dağıtım, genelde diğer dağıtımlar camia gücünü kullanmaya çalışan, başka amaçlarla yola çıkmış, çıktıkları yol özgür yazılımlarla kesiştiği için özgür yazılıma destek olan, pek çok konuda google'un yaptığı gibi "mış gibi" yapan dağıtımlar.

zeitin'in kurucularını tanıyan ve zeitin'in kuruluşuna şahit olma şansı yakalamış bir insan olarak, zeitin'in çalışan mutluluğu ve özgürlüğü üzerine kurulmuş bir şirket olduğuna, bu iki unsurun herşeyin önünde tutulmuş olduğuna birinci elden tanığım. umarım hep böyle kalabilir.

yalnız "özgürlük eşittir mutluluk" demek doğru değil, özgürlüğü başarılı olma sebebi olarak göstermek de doğru değil. ama hem özgür hem başarılı olunabilir.

herkesin özgür olması demek anarşi demek, anarşilerde huzursuzluk oluşması doğal, bu huzursuzluklara çözüm demokrasi olabilir, yalnız demokrasiyi zeitin'e çok uyarlayamıyoruz çünkü demokrasi beraberinde yasaları getiriyor, yasa demek yasak demek. (gerçi başbakanımız en son türban mevzularında "artık yasaklar ülkesi olmayalım" gibi ilginç demeçlerde bulunmuştu, ya başbakanın bir yanlışı var ya benim, bildiğim kadarıyla yasaklarla yönetilmeyen herhangi bir ülke yok, tek yaptığımız ülkeleri yasakları koyuş ve uygulayış şekline göre sınıflandırmak)

yasa ve yasakların ters tarafı zamanla hiç duymadığın bilmediğin kurallara tabi hale gelmen. bunu çözüm de yasaları yazmayıp töreler gibi yazılı olmayan kurallarla ilerlemek, uygulama konusunda da toplumsal yaptırımlara başvurmak, yani mahalle baskısına izin vermek. bu durumda "bir yasayı duymadıysan o yasa yoktur" kuralı işler.

bu son örnekte, önceliklerimizin dışına çıkarak törelerimize karşı gelmiş oldum sanırım, karşıma da ilk çıkan alper oldu, beni destekleyen kimse çıkmadığından mahalle baskısını da yemiş oldum. ancak herşeye rağmen başladığım işi bitirmekte ısrar ettim, "ya bu işi yaparım, ya da işime son verirsiniz" diye çıkışınca engelleri aşmış oldum, muhtemelen ay sonunda başarım değerlendirmemin olumsuz etkilenmesi gibi son bir yaptırım daha yiyeceğim, bir daha böyle bir şey yapmamam için (şu an başarım değerlendirmesi işini de giray abi üstlenmiş durumda, bu cezayı verip vermeme kararını verecek insan da kendisi dolayısıyla)

yapacağım iş sürüm çıkma yöntemimizi değiştirecekti, parkyeri zamanlarından beri sürümlerin deb paketi olarak çıkılmasını, sürümlerimizi ve bağımlılıklarını koyabileceğimiz bir debian depomuz olması gerektiğini savunan bir insan olarak, yeni şirkette daha insanlar alışkanlıklarını oluşturmadan bu işin halledilmesi gerektiğini düşünüyordum, bu yüzden benim için oldukça öncelikli bir işti. giray abi işin önceliği konusunda benimle aynı fikirde değildi, ancak giray abinin öncelikleriyle ilerleyecek olsam muhtemelen 6 yıl beklemem gerekecekti (parkyeri'nin 6 yıldır debian kullanan ama debian deposu olmayan bir şirket olduğunu düşünecek olursak).

bu çok kritik bir işti, çünkü anarşik bir toplumda doğru zamanda doğru yerde yazacağınız ufak bir betik, bir araç ya da belirleyeceğiniz bir çalışma yöntemi, yeni bir "töre"'nin doğmasını tetikleyecektir. bu ilk bakışta zor koşma gibi bir yöntem gibi gözükse de aslında pek değil, çünkü eğer insanları saçma bir yönteme zorlarsanız kabullenmeyeceklerdir, direnç göstereceklerdir. tabi bunun çalışması için de akıllı ve sorgulayan insanlarla çalışmak gibi bir ön koşul gerekiyor. yalnız yöntem belirlemek yeterli değil, arkasında durmak da gerekiyor töreleştirebilmek için. bir süre sürüm işleriyle kendim ilgileneceğim, belirlediğim yöntemleri insanlara göstereceğim, eleştirlerini alacağım, yöntemlerin iyice olgunlaşması ve başkalarının da aynı yöntemleri kullanmasını sağlamak için mücadele edeceğim. zaten doğru bir şey yapıyorsam insanlar kısa zamanda benimseyecektir.

zeitin yeni bir şirket olduğundan, henüz insanlar sürüm hazırlama konusunda bazı alışkanlıklar oturtmamış olduğu için işim biraz daha kolay olacak. eğer zaman geçmesine izin verseydim sadece mantıklı bir yöntem önermem yetmeyecekti, aynı zamanda insanların eski alışkanlıklarını kırmak için çok zorlu bir mücadeleye girişmem gerekecekti ve muhtemelen başaramayacaktım.

bir diğer yöntem ise, işe girişmeden önce herkesi ikna etmek olabilirdi. bence bu yöntem çok masraflı, toplantı gibi ön koşullar gerektiriyor, toplantılarda herkezden bir anda yaptıkları işlerden uzaklaşıp sizin yaptığınız işe sizin kadar odaklanmalarını bekliyorsunuz, ben bunu gerçekten başarabilene şahit olmadım açıkcası. bir de bu yöntemde fikri öneren ile uygulayan farklı insanlar oluyor genelde, dolayısıyla önerilerin yeterince olgunlaşmaması gibi bir risk taşıyor.

eğer anarşik bir toplumda iş yapacaksanız, öncelikle yaptığınız işe inanmanız gerekiyor, motivasyonunuzu iyi belirlemeniz ve sağlam temellere oturtmanız gerekiyor, çünkü insanların tepkilerinin motivasyonunuzu kırmasına izin vermemelisiniz, başladığınız işi bitirmek gibi bir prensip edinmiş olmanız da işinize yarayacaktır.

insanların motivasyonunuzu kırmasına izin vermemeniz gerektiği gibi kendiniz de başkasının motivasyonunu gereksiz bozacak laflar etmemeniz gerekiyor. amacı olmayan cümlelerden uzak durmalısınız, ama amaçlı cümlelerinizi de sakınmamanız gerekiyor, yoksa şirket istemediğiniz bir yöne doğru kayabilir, desteklediğiniz töreleri yıpratıcı hareketlerden kaçınmanız önemli (gerçi alper'le yaşadığımız son örnekte buna uyamadım, çünkü yaptığım hareketin getirisi götürüsünden çoktu), bir de birinin hata yaptığını düşünüyorsanız mutlaka yüzüne karşı söylemeniz lazım, kendini düzeltme şansı tanımak için, ancak bunu yaparken kendinizin de hatalı düşünüyor olma ihtimalini göz önünde bulundurmanız şart. bu lafına dikkat etme meselesi o kadar da kolay değil, kurduğum cümlelerde kendime bir nebze hakim olabilsem de biri ters bir laf ettiğinde karşı saldırıya geçme gibi yenemediğim bir refleksim var, bu anlarda biraz şevk kırıcı olabiliyorum sanırım.

açıkcası zeitin'de çok huzursuz olduğum anlar olmadı değil, kafam rahat olsun da özgür olmayım dediğim anlar da oldu. ancak dönüp baktığımda görüyorum ki 3 ayda vidi gibi bir ürün çıkarabilmişiz ki aynı ölçeklerde kurumsal bir şirkete parasıyla aynı işi yaptırmaya kalksanız muhtemelen 1 sene de çıkacak bir ürün, 1 sene iyimser bir tahmin bile olabilir. daha duyurusunu yapmamış olduğumuz ve çok ses getireceğine inandığımız gokada adlı projemizde de yolu yarılamış durumdayız, şu anda bu proje kapsamında geliştirdiğimiz "thinclient" çözümünü şirket içerisinde kullanmaktayız.

yani görünen o ki anarşiyle, törelerle bir şekilde bir şeyler ortaya çıkarabiliyoruz, bir yazılımcı olarak bu başarı hissi, "bir şey ürettim" hissi çok önemli. umarım yakın zamanda ürünlerimizin satışını da başarabilir ve şirketimizin devamlılığını sağlayabiliriz.

4 yorum:

  1. gokada'dan bahsetseniz biraz?

    YanıtlaSil
  2. Yazını sonuna kadar anlayarak ve ne demek istediğini anlamaya çalışarak okudum. Zaman zaman savunduğun şeylerin, sergilediğin tavırların bana ilham verici ya da yol gösterici olduğunu yüzüne karşı söyleyemediysem de yazarak itiraf etmeliyim. Üslübun zaman zaman sert olsa da (ve ben kolay kırılan bir insan olsam da) bunu neden yaptığını sakin kafayla düşündüğümde bazı şeyleri yaparken daha dikkatli davranmamız gerektiğini farkediyorum.

    Şirket ortamını senin kadar iyi tartamıyorum her zaman.. Buna nereye gittiğimizi görememek de dahil.

    Kendimi özgür ve mutlu hissettiğim zamanlar fazlaca oluyor zeitin'de. Ama üzgün hissettiğim, ne yapacağımı, nasıl davranacağımı bilemediğim, her şeyi görerek öğrendiğim zamanlar da var. Kendimi fazlaca yalnız ve izole hissettiğim, kendilerine ulaşmaya çalıştığım halde yeterince başaramadığım insanlar ve durumlar var.

    Debian deposu işi ve sistem yönetimi başından beri en çok ilgimi çeken konular arasında. Zaman zaman sırf kafamı rahatlatmak, yukarıda bahsettiğim şeylerin verdiği stresten uzaklaşmak için böyle işler seçiyorum. Tam da bu anda Giray Abi ya da bir başkasının (benim durumumda da bu genellikle Samet oluyordu) karşıma engel olarak çıkmasıyla defalarca kez hayal kırıklığı ve çaresizlik hissettiğim oldu. Zaman zaman biraz da emrivaki yapıp işe başladığım da oldu, işi tamamlamak ya da yarısında gelecek tepkilerden korkup vazgeçtiğim de.. Belki de senin kadar cesaretli olup inandığım şeylerin - ceza yeme riskine karşı - üstüne gitmem gerekiyordu; bilemiyorum.

    Bu yazınla şirkette bu konuları fazla konuşmasak da, kendini bir çok konudan uzak tutmaya çalışsan da benzer şeyleri düşünüyor olduğumuzu da anlamış oldum.

    Dönüp arkama baktığımda sahiplendiğim, çalışmaktan zevk aldığım, birlikte çalışmaktan hoşlandığım ve gurur duyduğum bir şirket ve ürün görüyorum. Her ne kadar bahsettiğin anarşi satış/pazarlama konusunda bize çelme takıyor olsa da şirketin geleceğini konusunda umutlu olmaya çalışıyorum.

    Ofiste görüşürüz.. :)

    YanıtlaSil
  3. tunix'e:

    mesele bagciyi dovmek degil uzum yemek, yazida da soyledigim gibi oncelik listesi bence korumamiz gereken bir kavram, aksi takdirde grup olarak hareket etmemiz biraz zor. su an kendimi uzak tutmaya calistigim konular aslinda grupca hareket etmeye zorunlu oldugumuz konular, bu parkyeri'nde de her zaman bir dertti, su anda da oyle.

    oncelik listesi disina cikmam dogru degildi, ama bu debian deposu meselesi 2 yil once dile getirdigim bir is, askere gidip geldim, yeni sirket kuruldugunu gordum ama hala bir debian depomuz yoktu ortada. kim ne dersin desin bu isi yapacaktim artik.

    islerin onceleklendirildigi durumda da soyle bir sikinti var, o an acil durumda olan islerin hicbiri ilgini cekmiyor olabilir, bu durumda bence insanlara yedek kulubesine gecme sansi tanimak lazim, hayatlarindan nefret edecekleri bir is yapmaya zorlamaktan ziyade.

    tabi yedek kulubesine gecen bir oyuncu da as takimda oynarken aldigi maasi almayi beklememeli bu durumda.

    hicbir as oyuncu daha oncelikli bir is bosta dururken, baska bir isle ugrasamamali mesela. bu sekilde hem bir takim gibi hareket edebiliriz, hem de insanlarin bunalmasinin onune gecebiliriz. takim olmanin on kosulu ortak hedeflerin olmasi, su anda zeitin'de hem kisa hem uzun vadede hedefler koymus durumdayiz aslinda.

    yalniz kimse sallamiyorsa, hedeflerin pek anlami yok, su an icin bu asamada bosluk yasiyoruz gibi geliyor bana sirkette. hic sallamiyor degiliz elbette, yoksa vidi, gokada nasil ortaya ciksin, ama problemlerimiz oldugu da acik.

    YanıtlaSil
  4. Adsiz'a:

    gokada'yi, kisaca, amazon'un ec2 hizmeti ile bizim daha once parkyeri'nde kullandigimiz ve ag6b adini verdigimiz "thinclient" cozumunun birlesimi diye ozetleyebiliriz.

    yapmaya calistigimiz sey de su:

    'gokada install vidi-dev' dedigim zaman gitsin bana 3 tane sanal makine acsin, birine vidi sunucusu kursun, birine kurdugu vidi'ye baglanan bir vidi kontrol paneli uygulamasi kursun apache uzerine, birine de vidi gelistirmek icin kullandigimiz araclari kursun, depodan kodu ceksin ve ortami calismaya hazir hale getirsin.

    'gokada remove vidi-dev' dedigimde de tum kurulumlari temizlesin, actigi sanal makineleri ucursun ve bosa cikan ipleri, havuza geri gondersin.

    yani aptitude'un sistemler kuran halini yapmayi hedefliyoruz, ve gokada komutlarini hem konsoldan hem bir web sayfasindan calistirabilir hale getirmeye calisiyoruz ozetle.

    YanıtlaSil