Pazar, Temmuz 03, 2011

sağ beyin, rüya ve ilham üzerine

'pragmatic thinking and learning' kitabından aldığım şevkle bir süredir rüyalarımın kaydını tutmaya başladım.


1 dk. önce gördüğüm rüyayı yazıya dökmekten aciz olduğumu farkettim. bir şey aynı anda hem bu kadar net hem bu kadar bulanık nasıl olabilir? görüntüler çok net ama kağıda dökülebilecek bir şey yok ortada.

kitaba göre beynimizin iki çalışma yöntemi var, biri kontrolümüzde olan sıralı çalışma şekli (sol beyin - left brain - linear brain), diğeri ise bilinçli kullanamadığımız kaotik olan yöntem (sağ beyin - right brain - rich brain).

benim anladığım, beynimizin sağ tarafı aslında hiçbir zaman durmuyor, sürekli veri işlemekle (ilişkilendirmekle) meşgul, bazen bu veri işleme sırasında bilgiler rastlantısal olarak sıralı hale gelebiliyor. eğer bu sıralı hale gelme esnasında uyuyorsak bunun adına rüya diyoruz, uyanıksak da ilham.

sıralı olmayan herhangi birşeyi ne hatırlayabiliyoruz ne de ifade edebiliyoruz. bu yüzden gördüğümüz rüyaya dair parçalar kafamızda net olabiliyor ama bir türlü birleştiremiyoruz. birleştiremeyince ifade edemiyoruz, ifade edemedikçe bulanıklaşıyor.

bir rüyamda 'ben şimdi bunu yarın nasıl tasvir edeceğim' derdine düşüp, rüyayı görürken bir yandan beynime de gördüklerimi kazımaya çalıştım. işin üzerine gittikçe rüyaların üzerinde bir çeşit kontrol yeteneği geliştirmeye başlıyorsunuz. bir keresinde de uykuya dalma anında rüyanın başlangıcında olduğumu farkettim, henüz sol beyin yerini sağ beyine bırakmadan, uyanık bir bilinçle rüyayı yaşayabildim ve hatta yönlendirebildim. şimdi bunu görmek istiyorum diye düşünüyorum, görmek istediğim şey hayaldan öte bir netlikle karşıma geliyor. bu sırada ne uyuyorum ne de uyanığım. insanların gündüz rüyası dedikleri şey bu olsa gerek.

her insanda bu rüya yönlendirme yeteneği bir refleks olarak mevcut. film gibi rüyaları da bu şekilde açıklıyorum, sürekli faaliyet halinde olan sadece sağ beynimiz değil, sol beynimiz de biz uyuyorken bile çalışıyor. sağ beynin uyku sırasında önüne attığı küçük sıralı parçaları birleştirip bir hikaye yaratabiliyor kendine.

bu rüya ve ilham yönetme işini bir çözebilsek rahatlayacağız muhtemelen. aslında bir çok sorunun cevabı hali hazırda beynimizin içinde bir yerlerde var ama bir türlü su yüzüne çıkaramıyoruz. beynimizde sakladıklarımız sadece kendi tecrübelerimiz de değil, atalarımızın tecrübelerini de beynimizin bir yerinde tuttuğumuza inanıyorum.

insan doğduğunda beyni boş mudur? dolu mu? bence boştur. ama zamanla dolar. nasıl insan büyüdükçe burnu ebeveynlerine ve atalarına benzemeye başlıyorsa, beyin de şüphesiz benzer bir süreçten geçiyor. beynimiz annemize benzedikçe annemizin hatıralarına da sahip olabilir miyiz?

bilgiyi beyinde nasıl saklıyoruz, beynimizde tuttuğumuz bilgiler beynimizin fiziksel yapısında bir değişikliğe yol açıyor mu? hayatımız boyunca kendi beynimizde oluşturduğumuz sinir ağlarının yapısını bir şekilde gelecek nesillere aktarabiliyor muyuz?

aktarabildiğimizi bir düşünün. bu durumda beynimiz aslında 1 milyon yaşında bir insanın tecrübesine sahip, nesiller boyu aktarılmış bir bilgi yumağı. bu hayatı erkek-kadın, zengin-fakir, güçlü-güçsüz, hasta-sağlıklı her türlü role bürünerek defalarca yaşamışız. aslında hepimizin beyninde duran bu bilgi hepimizi ölümsüz kılıyor aynı zamanda.

15 yaşında tecrübe ettiğiniz bir aşk macerasını 30 yaşındaki bilincinizle tekrar yaşadığınızı düşünün, tahmin edemeyeceğiniz ne gelebilir başınıza? bir de bu ilişkiyi 1 milyon yaşında bir insan olarak tekrar yaşadığınızı düşünün.

beynimizde 1 milyon yıllık bir tarih var, hem de her açıdan görüşümüz olan bir tarih. aynı dönemin padişahının da köylüsünün de hatıraları beynimizin içinde mevcut. çünkü soy ağacınızın bir dalı saraydan geçerken, bir dalı da bir köye uzanıyor.

tabi hiç bir koşulda bu aşk macerasını 15 yaşındaki halimiz kadar heyecanla yaşayamayız, belki de bu yüzden hatırlamamayı seçiyoruz, yaşama heyecanımızı kaybetmemek için.

1 yorum:

  1. iyiki yazıya dökemiyorsun bir de döksen kim bilir ne olacak :)

    YanıtlaSil